DOĞU AKDENİZ JEOPOLİTİĞİNİN ANAHTARI: DOĞAL GAZ GÜVENLİĞİ VE İŞBİRLİĞİ
Doğu Akdeniz bölgesi yüksek jeopolitik öneme sahiptir. Doğu Akdeniz'e kıyısı olan devletler, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre Akdeniz havzasında bulunan petrol rezervlerinde söz sahibidir.Ayrıca, Birleşik Krallık, Kıbrıs'taki Ağrotur ve Dikelya üslerinin egemen toprak statüsü nedeniyle Doğu Akdeniz'e kıyısı olan ülkeler arasındadır.
Bugün, Doğu Akdeniz'deki yargı yetki alanlarının ve doğalgaz kaynaklarının kullanımıyla ilgili anlaşmazlıklara yol açan ilk adım, Avrupa Birliği'nin desteğiyle ve Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bölgedeki haklarını göz ardı ederek, Rum Yönetimi'nin 21 Mart 2003'ten itibaren geçerli olmak üzere tek taraflı olarak Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmesidir.
Ege Denizi kadar önemli olmasa da, Doğu Akdeniz'deki denizcilik yetki alanı sorunu hızla tırmanıyor ve farklı bölgesel ülkeleri içeren yeni bir anlaşmazlık olarak şekilleniyor. Türkiye, Mısır ve Lübnan'ın Güney Kıbrıs ile ilişkiler geliştirmesini engellemek için diplomatik adımlar atarken ve hatta tavizler verirken, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasındaki yakınlaşma ve üst düzey temaslar Türkiye için zorluklar yaratıyor.
Küresel bir savaş alanına dönüşen Doğu Akdeniz'deki amaç, keşfedilen hidrokarbon kaynaklarını çıkarmak ve en uygun güzergah üzerinden Avrupa pazarlarına taşımak, böylece Avrupa'nın doğal gaz arzının çeşitlendirilmesini sağlamaktır. Görünüşte basit olan bu hedefe giden yol, son derece rekabetçi bir alandır. Küresel ve bölgesel bir perspektiften bakıldığında, Doğu Akdeniz'in güvenliği, uluslararası hukuk çerçevesinde kurulan işbirliği yoluyla doğal gaz güvenliğinin sağlanmasına bağlıdır.
Bölgede keşfedilen doğal gaz ve petrol rezervleri, Doğu Akdeniz'i bir doğal gaz transit koridorundan potansiyel bir doğal gaz üretim merkezine dönüştürdü. Son zamanlarda keşfedilen doğal gaz ve petrol rezervleri, enerji açısından bölgeye ekonomik değer kattı. Son on yılda Doğu Akdeniz'de keşfedilen doğal gaz sahalarının toplam kullanılabilir rezerv miktarı 3,25 trilyon metreküpe ulaştı. Özellikle son doğal gaz arama faaliyetleri, bölgede önemli keşiflere yol açtı.
Bölgenin rezervlerinin çıkarılması ve dünya pazarlarına ihraç edilmesi, Avrupa Birliği, ABD, Rusya, İsrail, Türkiye, Yunanistan, Mısır ve Kıbrıs'ın dikkatini Doğu Akdeniz'e çekmiş ve bölge, doğal gaz kaynaklarının kontrolü bağlamında artan bir hakimiyet mücadelesinin sahnesi haline gelmiştir. Bölgenin stratejik değerini artıran hidrokarbon rezervlerinin keşfi, mevcut sorunlara çözüm sağlamanın ve bölgesel işbirliğinin önünü açmanın ötesinde, bölgede artan gerilimlere yol açmıştır. Çıkarılan gazın sıvılaştırılmış halde deniz yoluyla Avrupa'ya taşınması pahalı olacağından, en mantıklı yolun boru hattı olduğu açıktır. Keşfedilen gazın derinliği zaten maliyeti etkilerken, ek taşıma maliyeti, doğal gaz güvenliği açısından Rus gazına alternatif arayan AB için mantıklı bir yol değildir. Zaten Avrupa için bir doğal gaz koridoru görevi gören Türkiye, bu açıdan en az maliyetli seçenektir.
Türkiye'nin amacı, kendisini bir doğal gaz koridorundan bir doğal gaz ticaret merkezine dönüştürmek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin haklarını korumaktır. Doğu Akdeniz'de uluslararası hukuktan doğan haklarını savunmaya kararlı olan Türkiye, deniz yetki alanlarına ilişkin ihtilafın hak ve adalet çerçevesinde diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğini savunmaktadır.
Ancak Rum yönetimi, gayri meşru eylemleriyle bölgedeki Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye'nin haklarını gasp etmeye devam etmektedir. Tüm itirazlara rağmen, Rum yönetimi tek taraflı parselleme girişimlerini sürdürmekte ve bu alanları yabancı şirketlere vererek yasadışı eylemlerini meşrulaştırmaya çalışmaktadır.
Yunanistan ve Rum yönetiminin benimsediği bu tutum, diğer Akdeniz kıyı devletlerinin yanı sıra ABD ve AB gibi dış güçler tarafından da desteklenmektedir. Bu noktada, Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin bölgede izole edildiği ve Doğu Akdeniz enerji denkleminden kasıtlı olarak dışlandığı gözlemlenmektedir.
Özellikle Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye'nin İsrail ve Mısır ile kötüleşen ilişkilerinden yararlanarak bölgedeki dengeyi kendi lehlerine çevirmeye çalışmaktadır.
Türkiye, Doğu Akdeniz’de haklarını korumak adına hem kendi kıta sahanlığında hem de KKTC’nin Türkiye Petrolleri’ne verdiği ruhsat alanlarında arama ve sondaj faaliyetlerine devam etmektedir.
SONUÇ
Doğu Akdeniz’de keşfedilen hidrokarbon kaynakları halihazırda bir çatışma alanı olan bölgede çok taraflı bir güç mücadelesi başlatmıştır. Türkiye diplomatik açıdan ve deniz gücü uygulamaları ile Akdeniz’de daha önce görülmemiş derecede etkinlik arayışına girmiştir. Türkiye’nin bu konudaki öncelikli hedefi kendi deniz yetki alanlarında petrol ve doğal gaz bulmak ayrıca Libya gibi petrol ve doğal gaz kaynakları açısından zengin ülkelerde lisanslar alarak oralarda da üretim yapabilmektir.
Ortak tarihin getirdiği kültürel yakınlıklar Türkiye’nin Doğu Akdeniz ülkeleri ile ikili ilişkiler geliştirmesini kolaylaştıracaktır. Bölgede izlenen politikalardaki tutarsızlıklar güvensizliği artırıyor ve çözüm sağlayacak iş birliğini zorlaştırıyor.
Doğu Akdeniz'den dışlanan ve tecrit girişimlerine maruz kalan Türkiye, donanması ve dış politikasıyla meşru haklarını kararlılıkla savunuyor. Bu hidrokarbon kaynaklarının Rusya'ya alternatif olmadığı açık. Burada mesele doğal gazdan ziyade egemenlikle ilgili. Türkiye için doğal gaz ithalatı cari dengeyi olumsuz etkiliyor. Türkiye, bölgedeki iş birliği kanallarına odaklanmalı ve bölgede ortaya çıkacak yeni dengede Rusya, Türkiye'nin yanında olmalıdır.
Comments
Post a Comment